Bir masada yeni tanıştığınız birini düşünün. Bir konuda görüşünü paylaşıyor. Dinliyor, kendi deneyiminizle karşılaştırıyor, belki içinizden itiraz ediyorsunuz.
Ardından hangi kurumda çalıştığını ve hangi görevi üstlendiğini öğreniyorsunuz.
Az önceki cümleye yeniden dönüyor musunuz?
Söylediği değişmedi. Ama o cümleyi dinlediğiniz yer değişmiş olabilir.
Hepimizin kendimize sorabileceği bir soru bu. Özellikle de günün büyük bölümünü sorumluluklar, görevler ve kararlar arasında geçiriyorsak.
Çünkü bir insanın unvanı, onu tanımak için kolay bir başlangıç sunuyor. Hangi alanda deneyimli olabileceğine dair bir fikir veriyor. Fakat bazen o başlangıç, sohbetin sınırına dönüşebiliyor. Sorularımızı bildiğimiz role göre seçiyor, cevapları o rolün içinden yorumluyoruz.
Finans alanında çalışan birine rakamları soruyoruz. Bir yöneticiyle liderliği konuşuyoruz. Kariyerinin başındaki birine daha çok soru yöneltip daha az fikir danışabiliyoruz.
Oysa henüz bilmediğimiz çok şey var.
Bir insanın hangi konuda dikkatli bir gözlemci olduğunu, neyi uzun zamandır düşündüğünü, hangi deneyimin onda iz bıraktığını kartvizitinden öğrenemiyoruz. Bunları duyabilmek için konuşmanın biraz açılması gerekiyor.
Tanışmayı biraz yavaşlatmak
“Ne iş yapıyorsunuz?” sorusunu bir süreliğine ertelediğimizi düşünelim.
Onun yerine şunu sorsak:
“Son zamanlarda aklınızı en çok hangi soru meşgul ediyor?”
Karşımızdaki insan, kendini hangi tarafından anlatacağına kendisi karar verebilir. İşinden söz edebilir. Okuduğu bir şeyden, değiştirdiği bir düşünceden veya cevabından emin olmadığı bir sorudan başlayabilir.
Biz de dinlerken onu henüz bir yere yerleştirmemiş oluruz.
Bu küçük boşluk kıymetli. Hem konuşana kendini anlatmak için alan bırakıyor hem de dinleyene beklemediği bir şey duyma fırsatı veriyor.
Masada Fikir Var’da hazırlamak istediğimiz ortamın merkezinde bu var: İnsanların birbirini unvanlarından ve çalıştıkları kurumlardan önce, fikirleriyle tanıması.
Deneyimlerimiz elbette bizimle masaya geliyor. Yıllar içinde öğrendiklerimiz, aldığımız sorumluluklar, yaptığımız işler düşüncelerimize eşlik ediyor. Masada bunların yanında başka taraflarımıza da yer açabiliyoruz. Merakımıza, tereddütlerimize, henüz adını koyamadığımız fikirlerimize.
Bir fikrin yanında biraz daha kalmak
Bir görüşe hemen katılmak zorunda değiliz. Ama onu duyduğumuz anda değerlendirmeyi bitirmek yerine bir soru daha sorabiliriz:
“Sizi böyle düşünmeye götüren ne oldu?”
O sorunun ardından duyacağımız hikaye, ilk cümleyi başka türlü anlamamızı sağlayabilir. Görüşümüz değişmese bile, karşımızdaki insanın baktığı yeri biraz daha iyi görebiliriz.
Belki bir masadan geriye kalan da budur: Adını ve unvanını öğrendiğimiz birinden çok, düşüncesini merak ettiğimiz biri.
Bir sonraki tanışmada, işini sormadan önce karşınızdaki insanın hangi fikrini duymak isterdiniz?
Yer az, sohbet derin.
